DİKKAT!

DİKKAT: Bloga girilmiş çoğu yazı ya çocuklukta yaşanmış cinsel istismar ve tecavüzle ya da ergenlik ve/veya yetişkinlikte yaşanmış tecavüz, cinsel saldırıyla ilgilidir. Bu tür yazıları okurken yaşadığınız olayı/olayları zihninizde tekrar yaşayabilirsiniz. Eski korku ve kaygılarınız yüzeye çıkabilir. Her hangi bir şeyle (ses, görüntü, koku, dokunma, tat) olayla, olaylarla ilgili anılarınız tetiklenebilir, geriye dönüşler (flashback) yaşayabilirsiniz. Böyle durumlarda okumayı bırakmanız, ihtiyaç duyduğunuzda, gücünüzü toplayınca tekrar okmanız iyi olabilir.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Psikolojik ve Psikiyatrik Tedavi Gören Cinsel İstismardan Hayatta Kalanlar İçin Çağrı

Bu çağrı, uzun zamandır cinsel istismar ve ruh sağlığı uzmanlığı alanında bu sorunun ele alınması üzerine kafa patlatan bir kişi tarafından 27 Temmuz 2014 tarihinde Radikal’de yayımlanan Dr. Alper Hasanoğlu’nun “Borderline kadın…” adlı yazısının bardağı taşıran son damla olduğu düşünülerek kaleme alınmıştır.

Bu yazı, ruh sağlığı alanının cinsel istismara uğrayan kişiler söz konusu olduğunda Türkiye’nin ne kadar tehlikeli sularda yüzdüğünü ortaya koyuyor. Dr. Hasanoğlu, yazısında borderline rahatsızlığı otoritesine dayanarak ve argümanına hiçbir kaynak göstermeden “kadınlarda daha yaygın olmasına” bağladıktan sonra “sağlıklı” erkekleri borderline bozukluğa sahip kadınları “keşfetmeye” ama kendileriyle “ciddi düşünmemeye” davet ediyor. Bu noktada, pişkince “Kimse kimseyi istismar etsin denmedi ki, bunun cinsel istismarla ne alakası var” diye sorulabilir? Bu soru, sorunu çarpıtmaktan başka işe yaramayacaktır, çünkü sorun cinsel istismara uğrama potansiyeli kadar cinsel istismara uğramış olmakla alakalıdır, kaldı ki danışanını arzu nesnesi olarak tasarlayıp kamuya açmak da kendi içinde bir cinsel istismardır. Cinsel istismarın, duygudurumu bozukluklarının çoğunda harekete geçirici bir rolü olduğu yadsınamaz. Bu yazı, çoğunluğunun cinsel istismarla bağlantılı travmalarını kendi içinde çözme gücünü kendinde bulamadığı için bir noktada kendini hayata daha sağlıklı biçimde adapte etmek üzere bir ruh sağlığı uzmanına başvuran kadının uzmanın gözünden nasıl göründüğünü ve yazarın yazısına gelen tepkilere gevrek gevrek “şakaydı canım” gibi bir cevap verebildiği düşünülürse, bu bakış açısına sahip bir uzmanı ruh sağlığı alanında denetleyecek bir üst yapının olmadığını, bu eril, heteroseksist, cinsiyetçi bakış açısının uzmanlar arasında serbestçe yüzdüğünü de ne yazık ki gösteriyor.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Zor Yazılar Serisi: Taciz

Ulaş

Sanırım 2005 yılıydı. Evet havalar da sıcaktı, mayıs ayıydı. O zaman okuldaki tiyatro çalışmalarına gidiyordum. Üniversitede ikinci öğretime gidiyordum. Okula başlayana kadar akşamları evden dışarı çıkmıyordum. Saat altı, akşam dışarda kalmak için son limitti. Okul başladıktan sonra uzunca bir süre eve tek başıma dönmeye alışamamıştım. Akşam sekiz dokuz bile bana çok geç geliyordu. Otobüs okulun içinden kalksa bile mahalleye geldiğimizde eve giden yolda tedirgin oluyordum. Bazı zamanlar koştuğumu hatırlıyorum.

O yıl ise daha rahattım ama gene de tedirgin oluyordum. Çok geç kalmamak için dokuz arabasına yetiştim. Dokuz buçukta indim otobüsten. Sokakta kimse yoktu. Çalıştırılmaya çalışılan bir araba sesi duydum. Tekrar tekrar deniyordu ama araba en son boğuldu. Ben de gayet hızlı devam ettim. Sonra arabadan biri indi ve rugan ayakkabının asfaltta çarpan sesiydi duyduğum. Hızlı hızlı yürümeye başladı.

4 Nisan 2014 Cuma

Çocuğun Cinsel İstismarı: Büyükler Ne Yapabilir?

Yazan ve Çizen: Zeynep

Çocukları cinsel tacize uğramaktan korumak konusunda duyduklarımı bildiklerimi, aklıma gelenleri bir önceki yazıda yazmıştım. Burada da, böyle bir şey olursa nasıl davranmak gerekir konusunda hissettiklerimi, tanıklıklarımı, öğrendiklerimi yazacağım. Bizim çocuğumuz dâhil, oğlan çocukları dâhil, eğitimli ve zengin ailelerin çocukları dâhil bütün çocukların tacize uğrayabileceğini akıldan çıkarmamak önemli (engelli çocuklar, özellikle zihinsel engeli olanlar daha çok risk altında). Paranoyak olmayalım ama bu ihtimali yok saymamak çocukları korumanın ilk adımı. O ihtimal gerçekleşirse, sizin yok saymamanız yine çocuğun en büyük destekçisi olacak.

Cinsel tacize ve tecavüze uğrayan kimi çocuklar bunu anlamayacak, anlatamayacak kadar küçük (araştırmalarda çalışırken, 1 yaşında bir kız bebeğe, 1,5 yaşında bir oğlan bebeğe tecavüz edildiğini duymuştum, bu konularda çalışan uzmanlardan). Doktorların ve adli tıpçıların “somut” ifadesiyle “fiziksel bulgular”dan anlaşılıyor küçük çocukların yaşadıkları; kan gelmesinden, yaralanmalarından… Veya “ne oluyor bu çocuğa” diyorsunuz; birden içine kapanıyor, altını ıslatmaya başlıyor, erkekleri görünce ağlıyor, kaçıyor… Cinsellik hakkında, yaşıtlarının bildiğinden daha fazla, daha farklı şeyler bildiğini anlıyorsunuz… Acıtıcı bir saflığı var çocukların: mahallenin birinde görüştüğüm genç bir kız, komşunun kızının yaşadıklarını anlatmıştı. Küçük kız “anne popom acıyor” diyor. Annesi nedenini sorunca “… abi parmağını soktu” diyor. Anne dehşetle kızına iki elinin parmaklarını gösteriyor, “hangi parmağını soktu?” “Bunlar değil, başka”.

1 Nisan 2014 Salı

Zor Yazılar Serisi: Yüzleşme

Ulaş

Bu sene tecavüz yazısını yazdıktan bir süre sonra, bir etkinlik vesilesiyle kalabalık bir şekilde Ankara’ya gittik. Ocak ayıydı sanırım. Gitmeden önceki günlerde çok kötü rüyalar görüyordum yine. Baya kötüydüm. Hem kafamda çok dönüyordu, hem de kendime zarar vermeye başlamıştım. Oraya giderken karşısına çıkıp konuşma gibi bir şey düşünmüyordum. Ayrıca o kadar zaman yaptığım yüzleşme planlarının arasında, yüz yüze gelmek gibi bir ihtimal de yoktu. Yani bire bir oturup yüz yüze konuşmayı hiç düşünmemiştim.
 
Ankara’ya kalabalık gittiğimizi özellikle yazdım. Ev arkadaşlarım da vardı ve yakın olduğum, güvendiğim başka arkadaşlar da vardı. Etkinlik günü Ankara’da o kişiyle de ortak eski arkadaşlarımla görüştüm. Ve onlarla konuşurken bir anda "yüz yüze konuşsam mı acaba?" diye düşündüm. Bu arada ortak arkadaşlarımızın hiç biri bu meseleyi bilmiyor. Onlardan numarasını aldım. En azından sesini duyarım, tavrını yoklarım diye düşündüm.
 
Sonra aradım. Çok şaşırdı, çok da sevindi. "Bu senin numaran mı?" dedi, "hayır" dedim. "Ben Ankara’dayım, seninle görüşmek istiyorum" dedim. Çok sevindi. "Kalacak yerin var mı?" diye de sordu. İş çıkış saatini söyledi. Konur'da bir kafede buluşmak üzere kapattık.

7 Şubat 2014 Cuma

Çocukları Tacizden Nasıl Koruruz?

Ali için.*
Yazan ve Çizen: Zeynep

Uzmanı değilim. Bu yazıyı sıradan bir kadın ve anne olarak yazıyorum. Ama bu konularda çalışan uzmanlarla görüşmüşlüğüm var, çünkü kadına yönelik şiddet, namus algısı, çocuk istismarı gibi konulardaki sosyal araştırmalarda, sahada, görüşmeci olarak çalıştım.

Çocuk istismarı ve çocuğun cinsel istismarı, ilk anda düşündüğümüzden, düşünmeye dayanabileceğimizden çok daha yaygın. Çocuk bedenlerinden ve/veya karşılıklı arzuya dayanmayan cinsel ilişkilerden haz alan insanlar her yerde var ve her zaman olacak. Bu insanların çok büyük bölümü erkek, ama kadınlar da var aralarında. Hem kız hem erkek çocuklar tacize uğruyorlar. Türkiye’de de, dünyada da, hayvanlara tecavüz etmek gayet yaygın ve bunu yapanlar insanlara da aynını yapıyor.

Çocukları cinsel tacizden, tecavüzden, istismardan korumak istiyorsak önce bunları kabul ederek başlamak lazım. Uzunçorap’ta yayınlanan bir söyleşide Levent Kayaalp, iyi anne-baba olmak istiyorsanız rehberiniz kendi çocukluğunuz olsun diyordu. Aynen katılıyorum. Birçoğumuz cinsel istismar “mağduru” olmadığımızı düşünüyoruz ama çoğumuzun başından geçti bunlar. Unutmak istiyoruz. Bu şiddeti en ağır şekilde yaşamadıysak, gündelik zihnimizin çok uzağında tutabiliyoruz cinsel taciz konusunu. Ve anılarımızı. Ben bunları, namus cinayetleriyle ilgili bir saha araştırmasında çalışırken hatırladım, hepsi hortladılar. Pek ağır bir hikâye değil, okumaya devam edebilirsiniz:

6 Ocak 2014 Pazartesi

Zor yazılar serisinin ilki: Tecavüz


Geçen yıl kasım ayında bu yazının başını Ali'ye göndermiştim ve şubat ayında bana şu cevabıyla beraber yazıyı hatırlatmıştı. "Belki yakın zamanda bu yazıyı da tamamlarsın" Bu meseleyi en çok Ali'yle konuşurduk. Yazmanın, ifade etmenin ne kadar zor olduğunu ama zor olduğu kadar da önemli ve gerekli olduğunda hemfikirdik. Hayattayım blogunu da zaten bu amaçla açmıştı. Hayatta kalanların ortak paylaşımları için, dayanışma ve güçlenme için. Benim de peşinden koşacağım açtığım bir dava yok ne yazık ki. Ama teşhir etmenin ve kişinin kendini hazır hissettiğinde yazmasının başka insanlara da destek olacağına inanıyorum. Ben de hayatta kalan biriyim ve hepimizin hikayesi gibi bu da kıymetli. Ali'yle konuştuğumuz yazıyı bitirdim. Paylaşırken hala endişe etsem de artık zamanı geldi diyorum. 

Bu yazı http://cinsel-istismardan-hayatta-kaldim.blogspot.com/ için hazırlanmıştır. 

.......................

Ben... 2011 Mayıs ayının başında ya da sonunda. Tam tarihini hatırlamıyorum. Karıştırıyorum. Ankara’da. Çok yakınımda olan heteroseksüel natrans bir adam tarafından tecavüze uğradım.

Yeniden merhaba!

Uzun bir ara oldu.

Acıları dönüştürmek bazen aylar, bazen yıllar alıyor.
Bu ayrılığın nedenini bilenleriniz var, bilmeyenler için söyleyelim.
Hayattayım blogunun kurucusu olan Ali yani Aligül, yol arkadaşımız, canımız, 26 Eylül 2013 günü maalesef kanserle mücadele ettiği 1 yılın sonunda aramızdan ayrıldı. Bu ayrılığın acısını içimizden atmamız, halleşmemiz hiç kolay olmasa da, biliyoruz ki Ali'yi heyecanlandıran, güçlendiren, dolu dolu gülmesini sağlayan şeylerden biriydi bu blog.

Her ne kadar zor olsa da, kendi yaşadığı cinsel istismar ve şiddeti tüm açıklığıyla yazmaktan çekinmedi Ali, her konuda yüzleşmeyi çok önemsedi. Bu blog, hem kendisine, hem de yaşadığı cinsel istismar ve cinsel şiddetle mücadele eden, edemeyen, kimseyle konuşamayan, kendini suçlayan bir çok insan için şifa niyetineydi. Kendi hikayeleri ve çevirileriyle renklendirdi, çeşitlendirdi, kendine yardım etmekle kalmadı, dokunabildiği herkese enerjisini ulaştırdı.
 
Öyleyse yeniden merhaba,
Ali'nin direnişinden, aldığımız güçle artık daha iyi biliyoruz ki, birbirimize güç vermek için, her zaman fiziken hayatta olmak gerekmiyor, bir şeyler filizlendiği yerden büyümeye devam ediyorsa orada yaşam var demektir.
Herbirimiz için "hayattayım" demek, yaşamı kucaklamak demek. "ben de varım" demek, hayatlarımızın, bizi baskılayan koşullara direniş olması demek.
Öyleyse "hayattayım".
Hayatta olmaya devam edeceğiz inatla.
Siz de kendi hikayelerinizi yazarak, çizerek, veya çeviri yaparak bu blogun yaşamasına destek olmak isterseniz bize yazın.
hayattayim.blog@gmail.com

28 Mart 2013 Perşembe

Kendime yardım listesi

Aligül

Geri dönüş (flashback) yaşadığım zamanlarda kendime iyi gelecek her şeyi yapmaya çalıştım. Aşağıda bunların bir listesi var. Kronolojik değil, aklıma geldiği şekilde sıraladım. İçlerinden bazılarını sonraki –göğüs ameliyatına karar vermek-  gibi zor durumlarda da kullandım. İçlerinde belki size de uyan birkaç tane olabilir. Buyurun bir göz atın.