DİKKAT!

DİKKAT: Bloga girilmiş çoğu yazı ya çocuklukta yaşanmış cinsel istismar ve tecavüzle ya da ergenlik ve/veya yetişkinlikte yaşanmış tecavüz, cinsel saldırıyla ilgilidir. Bu tür yazıları okurken yaşadığınız olayı/olayları zihninizde tekrar yaşayabilirsiniz. Eski korku ve kaygılarınız yüzeye çıkabilir. Her hangi bir şeyle (ses, görüntü, koku, dokunma, tat) olayla, olaylarla ilgili anılarınız tetiklenebilir, geriye dönüşler (flashback) yaşayabilirsiniz. Böyle durumlarda okumayı bırakmanız, ihtiyaç duyduğunuzda, gücünüzü toplayınca tekrar okmanız iyi olabilir.

30 Eylül 2014 Salı

Nasıl kabullendim?

Mahir

Uzun bir zaman ne yaşadığımı anlamakta zorlandım. (2 ay) Yaşadığım şey bir taciz miydi? Kendime hep bu soruyu sordum, sordukça kriz geçiriyordum, geçirince de kendime şifa olsun diye başka konular aklıma getiriyordum.

SFK'da tecavüz tartışılıyordu. Bir trans erkek olarak kadın etkinliklerinde bulunmak konusunda kafam karışıktı o dönem. O zaman öğrendim rıza olan olayların da tacizden tecavüzden sayılabileceğini. Bunu düşününce krizim geldi, mekandan çıktım. İstiklalde bir yere oturdum, düşüncelere daldım.

Olay üzerinden 2 ay geçtikten sonra üniversitemin kampüsündeki manzarada otururken evet bu bir taciz dedim. Bir insana vajinal ilişkiyi öğretmeye çalışmak hem de bunu vajinal ilişkiyi kadınlığını reddettiği için reddeden ve bunu dile getiren bir trans erkeğe yapmaya çalışmak kişinin kişisel alanına saldırıydı ve bir tacizdi. İşin bir de fiziksel boyutu vardı, beni vajinal ilişkiye ikna etmeye çalışırken, beni okşarken bilerek vajinama ellememesini söylememe rağmen vajinama ellediğinde dilinden düşürmediği ''vajinismus'' kelimesini kullanarak ''vajinismus oldun'' demesi, benim sıçrayarak bağırdıktan sonra ertesi gün ''dün gece çok abartılı tepki verdin'' diyerek beni haşlaması fiziksel boyutlarından bir tanesiydi. Evet, 1 hafta boyunca vajinam sızlamıştı. Velev ki vajinismus, ne olacak? Vajinismusu doğal bir özellik olmaktan çıkarıp onu ''düzeltilmesi'' gereken bir hastalık olarak görmenin kendisi erkek egemen sistemin sonucudur. Bazı insanlar vajinal ilişkiye girmezler, çok mu anormal? O adamı çok sevdiğim için bu konuyu kapatmıştım.

Fiziksel boyutunun bir diğeri de gene vajinal ilişki istemediğimi trilyon kere söylememe rağmen, ilişkinin dışında onun üstte olmasını kabul ettikten sonra bana vajinal ilişki olmayacak sözünü vermesine rağmen ilişki ilerlediğinde vajinama penisini sokmasıydı. O cinsel ilişki denen şeyi çok iyi biliyordu, 30 yıllık hayatına pek çok deneyimi sığdırmıştı; benim ilk cinsel ilişkimdi ve ergenliğimi henüz bitirmiştim. Bu yüzden ilişki ilerlediğinde ben istediğimi alırım diye kurnazca bir hesap yapmıştı kendince. Başarılı da oldu çünkü bazı duyguları ilk defa hissettiğimden ötürü bozulsun istememiştim. Ama rıza gösterdiğim istediğim anlamına gelmiyordu, hiçbir zaman da gelmedi.

Yaşadığım olayın taciz olduğuna kendimi ikna ettikten sonra ona yaptığın tacizdi dedim. Onunla yüzyüze konuşmak mümkün değildi, ben de ayrıntılı olarak mesaj attım. Sonra konuşmadan eşyalarımı toplayıp evden çıktım. 1. mesaja verdiği cevap, ikinci mesaja da cevap vermemesi ikna olmayacağını gösteriyordu, olmadı da. Kendi içinde tutarsızdı, hem ilişki benim için penetrasyon demek değildir diyordu, hem de vajinal ilişki konusunda psikolojik şiddet uyguluyordu. Söylediği şeyler: ''Cesaretsizsin, korkuyorsun, beni nasıl anüsüne alırsın da vajinana almazsın, vajinanı istiyorum.'' Korkmuyordum, cesaretsiz değildim sadece istemiyordum. Üstelik bana korkuyorsun demeye hiç hakkı yoktu çünkü kendisi ''Belden bağlamalı dildonla bana gireceksin diye çok korkuyorum.'' demişti ve ben saygı gösterip benim penetre ettiğim bir ilişki daha çok hoşuma gidecek olmasına rağmen teklif dahi etmemiştim. Vajinal ilişki olmaz başka her şey olur demiştim. Bu tür bir durumda kendisine uymuyorsa benimle cinsel anlamda ilişkiyi kesmesi; beni cinselliği öğrenmesi gereken bir çocuk olarak görmeyip, olağanüstü bir psikolojik baskı yapmadan ilişkiyi kesmesi gerekliydi. Onu ikna etmek için bir kere daha içime almayı deneyip ''alamamam'' gerekmemeliydi. 

Başka şeylerden ötürü de aramız bozulmuştu ama gene de bu olayların yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu, aynı kadına aşıktık ama bu da bu olayların yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu, cinsel partnerimdi ama bu da bu olayların yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Bir insandan duydum: ''Taciz olaylarının çoğu eski sevgilinin ayrıldıktan sonraki iftirasıdır.'' Benim yaşadıklarımın erkek egemen bir gözle görüntüsü buydu. Kavgalıydık ve ona yenilmemek için evimizden çıkmıyordum. Ben hoşlandığım kadınla birlikte olamadığım, o adam olabildiği için kıskanıyordum ama bu da bu olayların yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. O o evde senelerdir oturuyordu, ben sonradan gelmiştim. Ev arkadaşı olmamız da bu olayın geçmişte yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Ben sonradan geldiğim için ben evden çıkmalıymışım. Ben buna hiçbir zaman ikna olmadım ve taciz olayını sahiplenip açığa çıkardıktan sonra başka yapılacak bir şey kalmadığı için beyan verdiğim arkadaşımı yanıma alarak apar topar evden çıktım.

Tüm bu saydığım durumlar, anlık rızamın oluşu sebebiyle TCK'ya başvurmayı hiç düşünmedim. Hatta bunun için suçlandım. Yani taciz varsa TCK'ya gidilmeliydi, nasıl bir taciz olayı olur da TCK'ya gidilmezdi? Bu algı tam da cinsel istismar/tacizden hayatta kalanlara yöneltilen erkek egemen ''acaba yalan mı söylüyor'' algısıdır. TCK'nın fiziksel delile dayanan hem de heteronormatif yapısı, cinsel şiddet konusunda duyarsız memurlar insanı vazgeçiriyor. Ben polisin, savcının sözümü dinleyeceğini ve yaşadığım olayı anlayacağına inansam neden bu yolu tercih etmeyeyim. TCK'ya gidilmezse susulsun gibi bir algı olabilir mi? Cinsel şiddete karşı mücadelenin tek yolu TCK'ya gitmek değildir, bunun için aktivistiz. Benim tek delilim failin beni içine almadın manasında ''sen de bana ısrarcı oldun'' şeklindeki mesajıdır. Ama benim de ona öncesinde başka sebeplerden sayısız hakaret mesajlarım mevcuttur. Ama bu da bu olayların yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.

İnsanların sevdiği insanlar tarafından tacize uğraması durumu karmaşıklaştırıyor. Ali Arıkan vefat etmeden yaşadığım olayı cinsel istismardan hayatta kaldım bloğunda yayınlatmak, Ali'ye göndermek çok istedim. Ama cesaret edemedim sözcüklere dökmeye. Aktivist arkadaşlarıma bu olayı söylemedim, utandım. Bir trans erkek tacize uğrar mıydı? Bir aktivist tacize uğrar mıydı? Böyle düşündüm. Tacize uğramayı kendime yediremedim. Beyan verdiğim okulumdan arkadaşlarım bu olayın tecavüz olarak adlandırabileceğini söylüyordu, tecavüz sözcüğüyle uzun yıllar barışamadım. Blogdaki yazıları okudum, deneyimler benimkine ne çok benziyordu. Yalnız olmadığımı düşündüm, bu çorbada benim de tuzum olsun dedim. Olaylar yaşandıktan 2 sene sonra bu yazıyı yazmamın sebebi ise bu olayda özel emeği olan değer verdiğim bir aktivistin kurucuları arasında olduğu Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği'nin beni heyecanlandırmasıdır. Bu konuda çok düşüp kalktım, aktivistlik yaptım ve yapmaya devam edeceğim. Derneğin kuruluşunu selamlıyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.